Bir Kasım sabahı
Kasım'ın güneşli bir sabahı. Kuş cıvıltısı, gün ışığı algımızın nehirlerine boşalıyor. Canlılığın belirtileri muntazam bir renk cümbüşü ile hissediliyor. Eski bir sabahın yüzeysel kokularını, hüzünle karışık, bilmeden, belki şimdiki varoluşunun üzerine oturtacağın, bir geleceğin de olmayacak. Gölgeler, ışık ve serinlik sabahın damarlarında dönüp duruyor. Kargaşanın ve karmaşanın orta yerinde sayıklayan akıl, sarmaşık gibi tutunmaya çalışıyor hayata. Güneş yükseldikçe evlerden kokular ve dumanlar da yükselmeye başlıyor. Nabız artıyor, sesler çoğalıyor güne. Bütün bazen dağılıyor fakat yaşamın kendisi tekrar topluyor parçaları bir araya. Sadeliğin en nihayetinde bir hakikat olduğunu bilmesine rağmen, kendi kaosunda bunu altetmek için çok zorlanıyor insan. Evet, inanılmaz ihtiras ve tüketme kodlarıyla sonu olmayan girdabın akışında debelenip duruyor çağımızın insanı. Gölgeler ve serinlik dağılıyor. Işık hâkim oluyor güne. Bir bardak çay ufuklara da...