Kayıtlar

Ekim, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Bağbozumu Yazısı

Resim
Ekim ayının serinliği yavaş yavaş Akro'ya inerken, Lice'nin sarıya dönmüş tepelerinde bir telaş başlar. Bağlar, yaz boyunca güneşin harıyla olgunlaşan üzümlerini artık insan eline teslim etmeye hazırdır. Toprak, yazın sıcak nefesini hâlâ içinde taşır; sabahın ilk saatlerinde ince bir sis bağların arasına süzülür. Bahçelerden armut ve nar kokusu, evlerden ise bulgur ile olgunlaşmaya yatırılan domates kokusu gelir. Toprak yağmurun nemi ile yumuşamış, sessizce tohumdan fışkıran sersem yabani otlar yalancı bahara kanmıştır. İşte o vakit, bağbozumu başlar. Erkekler omuzlarında koca kazanlar, arkalarında neşe dolu çocuklarla bağın yolunu tutarlar. Kadınlar kapkacak ve öteberi ile sabahın erkeninde renkli yazmalarıyla bağlara girer. Omuzlarda sepetlerle toplnan üzüm, mahser denilen noktaya getirilir. Çocuklar ellerinde küçük salkımlarla asmalar arasında dolanır. Herkesin yüzünde hem bir sevinç hem de bir yorgunluk vardır. Çünkü bu mevsim, sadece ürün toplamanın değil; eme...

Gecikmiş Bir Okuma: Anna Karenina Üzerine

Resim
Yıllar önce bir dostum, Kerem bana Anna Karenina’nın birinci cildini vermişti. Kitap, uzun süre kitaplığımda sessizce bekledi. Tozlandı, birkaç kez elime aldım ama bir türlü başlayamadım. Belki zamanım uygun değildi, belki ben o zamanlar insan ruhunun böylesine derin bir hikâyeyi kaldıracak havada değildim. Sonra Kerem başka bir şehre taşındı. Bana ait olmayan tek kitap, emaneten kaldı kitaplığımda, tıpkı okunmayı bekleyen bir hayat gibi. Her yaz "ağır" bir klasik okuma alışkanlığım var. Bu yaz da yılların gecikmiş merakıyla o cildi açtım. Tolstoy’un ilk sayfalarda kurduğu dünya, öyle bir gerçeklik duygusuyla üzerime geldi ki, neredeyse kendi hayatımı unutup St. Petersburg’un ağır salonlarında, tren istasyonlarının buğulu havasında dolaşmaya başladım. Rus köylülerle ekin biçtim.  Her karakter, kendi yalnızlığının yankısıyla var oluyordu: Anna, toplumun dar kalıplarına sığmayan bir kalp; Karenin, düzenin soğuk ama sağlam duvarı; Vronski, tutkunun yanılgıya dönüşmüş...

Mutfaktaki Yangın: Emeğin Eriyen Gücü

Resim
Türkiye’nin bugün en çok konuşulan meselesi ekonomi. Enflasyon yine Eylül ayında %3.23 arttı. Çarşıya pazara inen herkes aynı serzenişi dillendiriyor: “Paramızın alım gücü kalmadı.” Bir zamanlar fileyi dolduran maaş, artık poşeti bile yarım dolduramıyor. Fırından alınan ekmeğin, manavdan seçilen üç limonun, pazardan alınan bir demet maydanozun bile bedeli, vatandaşın cebinde açılan büyük boşluğu gösteriyor. Mutfaktaki yangın, sadece sofraları değil, geleceğe dair hayalleri de yakıyor. Peki bu tablo nasıl oluştu? Öncelikle nedenlere bakalım. Yıllardır süregelen yüksek enflasyon, yalnızca fiyatları artırmıyor; insanın emeğini de küçültüyor. Çalışanın bir günlük alın teri, akşam eve dönerken eriyip gidiyor. Ülkedeki yolsuzluk, sadece lambaların çevrildiği yerde aydınlanan buzdağının görünen kısmıdır. Üretimden çok tüketime dayalı ekonomi anlayışı, ithalata bağımlılık, döviz dalgalanmaları ve dış borç yükü, tabloyu ağırlaştırıyor. Bir zamanlar kendi tarlasından çıkan ürünüyle ö...