Akro’nun Kozmik Keçisi

Akro köyünün en büyük sırrı, kimsenin ciddiye almadığı o meşhur keçileriydi. Dışarıdan bakınca sıradan görünürlerdi; ama köylü, “Bizim keçi bir kafasını çevirir, dağın taşın neresinde saklıyorlarsa bir bilgelik var o gözlerde,” diye anlatırdı.

Meğerse gerçekten varmış.

Günün birinde, "bu köyde sosyalist gençler var, bize yanlış yapmazlar" diyerekten Rusya’dan iki siyah takım elbiseli adam çıkageldi. Biri diplomat, diğeri Rus uzay ajansından, adını kimse telaffuz edemediği için herkes ona “Uzaycı Viktor” dedi.

Muhtar Nizam'ın yanına geldiler. Diplomat öksürdü: “Biz… ee… keçi arıyoruz.”

Muhtar Nizam kaşlarını kaldırdı. “Bizde çok. Sütlük mü, kavurmalık mı?”

Uzaycı Viktor büyük bir ciddiyetle: “Uzaya dayanacak olan,” dedi.

Köylüler o an anladı ki bunlar şaka kaldırmayan adamlardı.

Rus heyeti, keçileri incelemek için ahırlara girdi. Ama keçiler de köylüler gibi yabancıdan pek hoşlanmazdı. Diplomat elini uzattı, en iri keçi başıyla diplomatın orasına küçük bir uyarı darbesi gönderdi. Diplomat sendelerken Viktor ajandaya “Keçi: güçlü. Belki agresif.” diye not aldı.

“Agresif değil o,” dedi muhtar Nizam. “Sadece… karakterli.”

Nihayet seçilen keçi, köylülerin “Kırpık” dediği o meşhur hayvan oldu. Kırpık’ın gözü biraz yamuktu, huyu dalgalıydı, ama dağa tırmanırken hiç yorulmazdı. Ruslar bu özelliği çok beğendi. Çünkü uzayda yorulmak istemiyorlardı herhalde.

Köyün kadınları Kırpık’ın boynuna nazarlık taktı, çocuklar uğurlama töreni yaptı. Muhtar Nizam da diplomatın kulağına eğildi: “Bu keçi biraz kaçar ama merak etmeyin, geri döner.”

Diplomat, “Uzaya mı döner?” diye sordu.

“Yok efendim, köye döner.”

Kırpık, Rusların minibüsüne bindirildi. Ama daha köyün çıkışına gelmeden, bir tak sesi duyuldu. Kapı açıldı, Kırpık kendini yola attı; ardından köyün içinden bir koşuşturma koptu. Köylüler, diplomat, Viktor… herkes keçinin peşine düştü.

Kırpık önce büyük bir evin avlusuna, sonra çeşmenin önüne, sonra da dere kenarına kaçtı. Diplomatın kravatı bir dal parçasına takıldı, Viktor çamura saplandı, Muhtar Nizam kahkaha atmamak için dudağını ısırdı.

Sonunda Kırpık yoruldu ve kendi kendine ahıra geri döndü. Viktor çamurlu pantolonuyla: “Keçi… çok zeki,” dedi.
Muhtar Nizam: “Yok ya, sadece gideceği yeri biliyor,” diye cevap verdi.


İkinci deneme daha kontrollü yapıldı. Bu sefer köylülerin deneyiminden faydalanıldı: keçinin önüne bir tutam taze ot kondu, kapının önüne iki kişi geçti, arkasına üç kişi dizildi; sanki koskoca bir devlet başkanı uğurlanıyordu.

Kırpık bu sefer kaçmadı. Rus minibüsü homurdanarak yola koyuldu.

Köylüler ardından el salladı: Minibüs Şeyh Tengur dağı boğazını geçene kadar izlediler ve şöyle dediler, “Ha bre Kırpık! Gidersen bari Mars’tan bir avuç toprak getir!”


Aylar sonra haber geldi. Kırpık, gerçekten uzaya çıkmıştı. Fırlatma anında çığlık atmış mıydı, yoksa sadece esnemiş miydi, onu bilemediler. Ama Ruslar posta yoluyla bir fotoğraf yolladı: Kırpık ağırlıksız ortamda havada süzülüyor, kulakları iki yana açılmış, gözlerinde yine o aynı bilgece ifade vardı.

Muhtar Nizam fotoğrafa uzun uzun baktı: “Gördünüz mü,” dedi, “Ben demiştim. Bu keçi başka.”

Köylüler ise fısıltıyla ekledi: “Kırpık şimdi uzayın neresinde bilgelik yayıyordur kim bilir…”

Akro’nun adı bundan sonra hep aynı cümlede geçti:

“Dünyanın ilk kozmik keçisini yetiştiren köy.”

Ve Kırpık, her ne kadar geri dönmese de, köylülerin dilinde hep şöyle anlatıldı:

“Gitti ama gönlü buradaydı.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Dilin Sessizliği: Kürtçe Neden Hâlâ Yok Sayılıyor?

Babamın İzi

Bir Bağbozumu Yazısı