“Biz” ve “Onlar” Arasında Kalan İnsanlık: Irkçılık Üzerine Bir Sohbet


Ah be kardeşim. Şimdi senden sana anlatılanın tam tersini yapmanı istiyorlar. Orta Anadoluda, Akdenizde ya da Karadenizde kendi halinde bir vatandaşsın. Sen de haklısın bana şimdiye kadar hep farklı anlatıldı diyorsun. 

Irkçılık nedir biliyor musun?

Gel birlikte biraz konuşalım...

Bir toplumu çürüten şey çoğu zaman gürültülü krizler değildir. Sessizce yayılan önyargılar, sokaklarda fısıltı gibi dolaşan genellemeler, okul sıralarına sinmiş sessiz dışlamalar, iş ilanlarında görünmeyen ama hissedilen filtrelerdir. Kısaca adı konmamış ama her yerde dolaşan bir hastalıktır: Irkçılık.
Irkçılığı anlamak için illa bir insanın vurulmasını, linç edilmesini ya da açıkça aşağılanmasını beklemeye gerek yok. Irkçılık, bazen bir çocuğun okulda “Sen Kürt müsün?” diye hor görülmesinde; bazen bir annenin ev kiralamak için “Siz nerelisiniz?” sorusuna takılıp kalmasında gizlidir. Aynı şey Almanya'da ya da dünyanın başka bir ülkesinde bir Türke yapılması da öyledir. İsterseniz orada doğmuş olup hiç çıkmamış olun , adınız Gökhan, Mesut ya da Muhammed ise yine ırkçı kesimler tarafından aynı davranışlarla karşılaşabilirsiniz. Gündelik hayatta sinsice akan, ama binlerce kalbi örseleyen bir ayrımcılık.

Tarih sayfaları da tanıktır.
Güney Afrika’da Apartheid rejimi, ABD’de Jim Crow yasaları, Nazi Almanyası'nda Yahudi Soykırımı… Irkçılık, modern dünyanın kanla yazılmış utanç defteridir. Her biri “biz” ile “onlar” ayrımının uçlara çekildiği tarihsel kırılmalardır.

Ama yüzümüzü sadece uzaklara çevirmeyelim. Türkiye'nin kendi aynasında da lekeler var.
1934 Trakya Olayları’nda Yahudi vatandaşların malları yağmalandı.
6-7 Eylül 1955’te Rumların işyerleri, evleri, kiliseleri yerle bir edildi.
1942 Varlık Vergisi ile gayrimüslimler ekonomik olarak boğuldu.
Kürtçe konuşmak, öğretmek, hatta şarkı söylemek yasaklandı.
Roman yurttaşlara “yerli ama yabancı” muamelesi yapıldı.
Her bir olay, bir halkın belleğinde iz bıraktı. Unutulmadı, yalnızca bastırıldı.

Irkçılık, yalnızca nefret değil, sessizliktir de.
Irkçılık yalnızca kötü niyetli insanların işi değildir. Bazen iyi niyetli insanların sessizliğinde, tepkisizliğinde büyür.
Bir iş yerinde, ismi “Ali Muhammed” olan adayın “uygun değil” diye elenmesinde,
Bir apartmanda, “Suriyeliler taşınmasın, huzur bozulur” denmesinde,
“Sen Kürt’sün ama düzgün konuşuyorsun” gibi övme zannedilen aşağılamalarda…
Irkçılık açık bir yumruk değilse bile, ince ama derin bir çiziktir insan onuruna.

Kimliğin suç sayıldığı topraklarda eşitlik olmaz.
Devletin dili, toplumun dili haline gelir. Eğer devlet bir dili tanımazsa, insanlar o dili konuşurken utanır hale gelir. Eğer medya, Romanları yalnızca eğlence veya suçla gösterirse, izleyici o kimliği öyle sanır. Eğer göçmenler yalnızca tehdit olarak anılırsa, “insan” yanları silinir.
Kimlik, kişinin doğuştan getirdiği bir gerçektir. Irk, etnisite, dil… 
Bunlar ne bir ayrıcalık olmalı, ne de bir utanç. Ama biz hâlâ bazı çocukların ana dillerini okulda fısıldayarak konuşmak zorunda kaldığı bir ülkedeyiz.

Birlik için benzerlik değil, eşitlik gerekli.
Toplumu bir arada tutan şey insanların birbirine benzemesi değil; farklılıklarıyla birlikte eşit hissetmesidir. Barış, birbirimize benzediğimiz için değil, birbirimize değer verdiğimiz için mümkündür.
Bir Kürt çocuğun askeri bir okulda sırf Kürt olduğu için elenmediği,
Bir Suriyeli gencin iş görüşmesinde “Senin burada ne işin var?” sorusuyla karşılaşmadığı,
Bir Roman kadının markette takip edilmediği,
Bir Ermeni yurttaşın, kimliğini açıklarken tereddüt etmediği bir toplum…
Ancak böyle bir toplumda “biz” samimi olur. Yoksa “biz” dediğimiz şey, sadece aynı korkuya ortak olanların ittifakı olur.
Irkçılık uzakta değil, tam yanımızda.
Irkçılığı uzakta, başkalarının problemi olarak görmek kolaydır. Oysa ırkçılık, sınıfta, sokakta, sosyal medyada, hatta aile sofralarında kendini gösterir. Bizden biri, bazen biz oluruz bu ayrımcılığın faili.
Irkçılıkla mücadele etmek, bir tür insanlık savunmasıdır. Ne kadar farklı olursak olalım, aynı onurda buluşabildiğimiz bir toplum için bu savunmaya hepimizin ihtiyacı var.

Son söz;
"Hiçbir Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap'a bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır." - Hz. Muhammed (Veda Hutbesi)


İsa'nın Samiriyeliler (Yahudilerce hor görülen bir halk) ile kurduğu ilişki de ayrımcılığa karşıdır. Özellikle "İyi Samiriyeli" hikâyesi (Luka 10:25-37), ırk veya mezhep temelli önyargılara karşı önemli bir ders niteliğindedir.

Tevratta (Tanah - Eski Ahit)
İnsanların eşitliği: Tanrı'nın insanı "kendi suretinde" yarattığı vurgulanır (Yaratılış 1:27). 
Bu, her insanın kutsal ve eşit değerde olduğunu ima eder.

Ve modern Dünyanın 
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Dilin Sessizliği: Kürtçe Neden Hâlâ Yok Sayılıyor?

Babamın İzi

Bir Bağbozumu Yazısı