Kayıtlar

Adaletin Gölgesinde... En Eski Dua, En Geç Misafir

Resim
Adalet… İnsanlığın en eski duası, en geç gelen misafiri. Türkiye’de de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında “makul sürede yargılanma hakkı ihlali” sık sık vurgulanıyor. Dünyanın bir çok ülkesi de buradan farksız değil. Adaleti gecikmiş ünlü mahkûmlar hemen akla geliyor: Nelson Mandela, Angela Davis, Aung San Suu Kyi… Bugün de Türkiye’de hâlâ davası süren çok sayıda tutuklu var. Adalet, bir çocuğun elinden alınan ekmekte saklıdır; bir imparatorun tahtına konan kanunda da. Yani adalet, hem gündelik hayatta en küçük şeylerde hem de devletlerin en büyük yasalarında kendini gösterir. Sokakta, pazarda, komşulukta, bir çocuğun hakkını korumakta da aranmalıdır. Adaletin kaynağı hem mikro düzeyde (bireyin davranışlarında) hem de makro düzeyde (devletin yasalarında) gizlidir. Çünkü küçük bir haksızlık görmezden gelinirse, büyük adaletsizliklerin yolu açılır. Platon, adaleti bir kentin kalbi gibi görür; her sınıf, her insan, kendi işini yaptığında atar bu kalp. Aristot...

“Biz” ve “Onlar” Arasında Kalan İnsanlık: Irkçılık Üzerine Bir Sohbet

Resim
Ah be kardeşim. Şimdi senden sana anlatılanın tam tersini yapmanı istiyorlar. Orta Anadoluda, Akdenizde ya da Karadenizde kendi halinde bir vatandaşsın. Sen de haklısın bana şimdiye kadar hep farklı anlatıldı diyorsun.  Irkçılık nedir biliyor musun ? Gel birlikte biraz konuşalım... Bir toplumu çürüten şey çoğu zaman gürültülü krizler değildir. Sessizce yayılan önyargılar, sokaklarda fısıltı gibi dolaşan genellemeler, okul sıralarına sinmiş sessiz dışlamalar, iş ilanlarında görünmeyen ama hissedilen filtrelerdir. Kısaca adı konmamış ama her yerde dolaşan bir hastalıktır: Irkçılık. Irkçılığı anlamak için illa bir insanın vurulmasını, linç edilmesini ya da açıkça aşağılanmasını beklemeye gerek yok. Irkçılık, bazen bir çocuğun okulda “Sen Kürt müsün?” diye hor görülmesinde; bazen bir annenin ev kiralamak için “Siz nerelisiniz?” sorusuna takılıp kalmasında gizlidir. Aynı şey Almanya'da ya da dünyanın başka bir ülkesinde bir Türke yapılması da öyledir. İsterseniz orada doğmu...

Sıcağın Hafızası ve Unutulmuş Bir Barış

Resim
Bazen hava, bir ülkenin ruh halini anlatır. Türkiye bugün sadece sıcak değil; kızgın, suskun ve bunalmış. Her taraf yanıyor, nefesimiz ciğerlerimiz kül oluyor. Sokaklar boş, gölgeler uzuyor ama kimse rahatlamıyor. Geceler bile terliyor artık. Bu boğucu hava, bana başka bir bunaltıcı suskunluğu hatırlatıyor: Kürt meselesini. Žižek bir yerde şöyle der: "Görünmez olanın yeniden görünür hale gelmesi için felaket gerekir." Biz de görünür olanı görünmez kılmak için köyler yakıldı, boşaltıldı, milyonlar kentlere göç etmek zorunda kaldı. Çünkü onu görünmez kılmak için gereken felaket zaten yaşandı: bir umut yıkıldı, sonra hatırlamak bile riskli hale geldi. Oysa barış bir pazarlık değil, bir anlatıdır. Ve anlatılar bastırıldıkça, toplumda hayaletler gezinmeye başlar. Bugün barışı konuşuyoruz, çünkü o süreci sanki hiç yaşanmamış gibi davranmıyoruz. Patrick Cockburn, Musul’da IŞİD yükselirken şunu not etmişti: “Sessizlik, en büyük alarmdır.” Türkiye’de de uzun zamandır b...

Bir Dilin Sessizliği: Kürtçe Neden Hâlâ Yok Sayılıyor?

Resim
İzmir’den Diyarbakır’a uçuyorum. Uçağın içindeyiz. Kaptan pilot önce Türkçe konuşuyor, sonra İngilizce, ardından Almanca. Oysa uçakta bir Alman ya da İngiliz göremiyorum. Ama Diyarbakır’a uçuyoruz. Yolcuların önemli bir kısmı Kürt. Fakat uçakta tek bir kelime Kürtçe duymuyorum. Uçak Diyarbakır’a inerken Kürtçenin gölgesi bile düşmüyor gökyüzüne. Bu sadece bir uçuş anı değil. Bu ülkede yaşayan milyonlarca Kürt vatandaşın her gün, her yerde deneyimlediği görünmezlik hâlinin küçük ama anlamlı bir kesiti. Sağlık ocağında, hastanede, devlet dairesinde ya da okulda… Kürtçe, bu toprakların en eski dillerinden biri olmasına rağmen, hâlâ resmî kabul görmeyen, hâlâ utangaç bir misafir muamelesi gören bir dil. Sadece konuşulmasına değil, duyulmasına bile tahammül edemeyen bir sistemle karşı karşıyayız. Bazı devlet hastanelerinde tabelalar Türkçe, İngilizce, hatta bazen Arapça. Ama aynı hastaneye gelen yaşlı bir Kürt kadın, derdini anlatacak birini bulamıyor. Kürtçesi dışında başka dili olmay...

İDEOLOJİK SAPLANTILAR VE DEVLETLERİN ÇÖKÜŞÜ

Devletler tarih boyunca belirli ideolojilerle şekillenmiş, yön bulmuş ve topluma bir yönelim kazandırmıştır. Ancak ideolojinin bir rehber olmaktan çıkıp saplantıya dönüşmesi, çoğu zaman o devletin kendi sonunu hazırlamıştır. İdeolojik saplantı, devletlerin gerçekliği görememesine, değişen koşullara uyum sağlayamamasına ve toplumun ihtiyaçlarından kopmasına yol açar. Bu durum, tarih sahnesinde birçok güçlü devletin dramatik şekilde çökmesine sebep olmuştur. Sovyetler Birliği: Katı Marksist-Leninist Doktrin 1917’de kurulan Sovyetler Birliği, Marksizm-Leninizm’i temel ideolojik dayanak olarak benimsemişti. Başlangıçta büyük bir enerjiyle ilerleyen bu ideolojik sistem, zamanla dogmalaştı. Merkezi planlama, devletin her şeyi kontrol ettiği ekonomik yapı ve tek parti yönetimi, toplumsal dinamizmi ve ekonomik verimliliği boğdu. Sonuçta Sovyetler Birliği değişen dünya koşullarına uyum sağlayamadı ve 1991’de çöktü. Nazi Almanyası: Aşırı Irkçılık ve Yayılmacılık Nazi rejimi, saplantılı ırkçı...

Karanlık Günler

Resim
 Zamanın tümden karanlığa gömüldüğü, ışığın bile düşüncenin karadelikleri tarafından yutulduğu bir zamanda nefes almak güçleşir.  Her şey sonsuza kadar değişmeyecek gibi görünür size.  Eski deneyimler, değişimi hatırlatsa da bu durum hiçbir işe yaramaz. İşte böyle bir zamanda bir fotoğraf size yaşadığınız her şeyi her zaman hatırlatır. 02.6.2022

Covid19 Hakkında

Resim
Covid19 salgını hakkında bir kaç şey söylemek isterim.  1. Hiç inanmadığım bir komplo teorisi olan,  bu virüsü icat eden mutlaka ilacını da icat etmiştir. Hastalık tam yayıldığında bu ilacı piyasaya sürüp hayal ötesi bir kazanç elde edeceklerdir. 2. Eğer ortada artniyetli bir durum yoksa dünyanın artık farklılıklarını zenginlik olarak görüp aralarındaki husumetleri en aza indirecek bir gelecek tasarımı üzerinde ciddi bir şekilde düşünmesi ve çalışması gerekiyor. Çünkü dünyamız biyolojik ve kimyasal anlamda her zaman risk altında olacaktır. Bu tür epidemik olaylarda ülkelerin bağımsız hareket etmesi düşünülemez.  3.Son dönemlerde tamamen işlevsiz hale gelen BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar işlevli hale getirilmeli 5 ülkenin hegemonyasından kurtarılmalı,  ortak akılla dünyanın geleceği için çalışan birlikteliklere dönüştürülmelidir.  4. Dünyada #COVID19 gibi epidemileri önlemek için, aşı, ilaç yapımı için uluslararası bir organizasyon geliş...