İsmail Beşikçi’ye Dair
Türkiye yakın tarihinin en çetin yolculuklarından birini, sessiz ama sarsılmaz bir dirayetle yürüyen bir isim vardır: İsmail Beşikçi. Adını lise zamanlarında duymuş, yaşadıklarından dolayı içimde saygı uyandırmıştı. Onu dayım Tarık Ziya Ekinci'nin cenaze merasiminde gördüm. İkimizin tören yerine erken gelmesinden dolayı şahsen konuşma fırsatı buldum, konuştum. Dünyanın belkide en mütevazı insanıydı. Sakin tavırlı, bir ermiş aurasına sahipti. O, bir bilim insanıydı, fakat sadece akademik merakla yetinmedi; gördüğünü söyleyen, bildiğini yazan, hakikati saklamayan bir aydındı. Bedeli mi? Onca yıl hapis, onca dava, dışlanmışlık, yalnızlık… Ama bir insanın ömrü, hakikatin yanında dimdik durabilmenin erdemiyle taçlanıyorsa, o ömür ziyan edilmiş değil, bilakis yücelmiş demektir. Beşikçi, “Kürt meselesi” dediğimiz bu ağır ve karmaşık tarihsel yarayı, bilimin nesnel diliyle tartışmaya açtı. Söylediği şey aslında çok yalındı: Her halkın kendi varlığını tanıma, kimliğini yaşama ha...